Gençlere 15 Nasihat

Bismillahirrahmânirrahim.

Bu toprakların yarın İslam’ı yaşayacak Kur’an nizamını ayakta tutacak gençlerine on beş kuralla, temel dinamiklerini ayakta tutacak bilgi vermek istiyorum. Bu özellikle, genç kardeşlerimin hüsnü zan ederek, “Bu hoca bize iyi öğüt verir.” diye düşünerek bana yönelttikleri sorulardan kaynaklanıyor.


Genç; hayata yeni başlamış, İslamî anlayışa yeni dönmüş, genç kız; tesettüre yeni girmiş veya genç delikanlı; okulu bitirmiş, bitirecek, okul okuyor: “Şimdi ben, bundan sonra Müslümanca yaşayayım.” diye bir gayreti var.

Bu gençlere “Allah sizin yardımcınız olsun. Sizi şeytandan, şerden, kötülüklerden muhafaza buyursun. Hayatınıza hareket, bereket ve lezzet versin.

Ahiretiniz cennet olsun.” diye dua ediyorum. Hem de nasıl olsa ilmihal bilgilerinden namazı, orucu, tahareti ve anneye
babaya itaati, benzeri şeyleri biliyorsunuz-öğreniyorsunuz; ama hayat tarzınızı Müslümanca, genç yaşta olgun bir  Müslüman gibi yürütebilmeniz için size on beş tavsiyem var.

İnşallah sizin için faydalı olur, hayırlı olur, bereketli olur diye umuyorum ve sizi Allah’a emanet ediyorum.

HİDAYETİN KIYMETİNİ BİL VE ŞÜKRET

HİDAYETİN KIYMETİNİ BİL VE ŞÜKRET

Allah seni kendisine iman eden mü’min bir genç, O’nun Kur’an’ına inanan, iman eden mü’min bir genç, O’nun Şeriatı ile yaşama arzusu olan, beceremezse de onu arzu eden mü’min genç olmayı nasip ettiyse; yani Allah sana hidayet nasip ettiyse senin bunun şükrünü yapman gerekir. Çünkü bu hayatta Allah’ın koyduğu en önemli kanunlardan biri şudur: Şükredenin elindeki nimet artırılır, şükrünü yapmayanın nimeti alınır. Hidayet olmak, insanların yığın yığın, kitle kitle cehenneme koştuğu bir dünyada senin Kur’an ehli, iman ehli, ara sıra namaz kaçırsan da ezanda kulağı olan genç olman Allah’ın bir hidayetidir. Bu hidayetin kıymetini bilmen lazım. 

Konuşurken, “Elhamdülillah, Rabb’im beni hidayet etti!” de. Eylemini yaparken, eylemin şükür eylemi olsun. Mesela tıka basa yemek yediğin bir zamanda çok yediğin için esneyip uyuya kalıp namaz kılmazsan o nimetlere nankörlük yapmış olursun. Allah sana mesela İhya-u Ulumiddin okuyup öğrenmek nasip etti. Bu bir nasip meselesiydi. İhya okudun, hiçbir şey değişmedi sende. Eylemsel bir şükür yapamadın demektir. Mesela Kur’an okumayı öğrendin. Bir haftada baktın ki Kur’an’ı, hocaefendi dedi ki sana: “Çok güzel Kur’an okuyorsun.” Haftada bir sayfa, iki sayfa en azından Kur’anı oku ki hidayetin şükrünü yapmış olasın. 

Sözlü şükür, eylemli şükür. Allah sana Müslüman bir anne baba mı verdi, şükrünü yapacaksın.  Müslüman anne babanın kıymetini bileceksin ve şükürsüzlüğün, nakörlüğün en önemli göstergelerinden biri aceleciliktir. Sakın acele etme! Aceleciler nankör olurlar. Nedir acele? Yani, sen medreseye girdin. Sen, imamhatip okuyorsun, ilahiyat okuyorsun veya başka bir fakültede okuyorsun, derslere gidiyorsun. Hocaefendilerden ders alıyorsun. Üç haftadır gittin, hâlâ âlim olmadın. Bu nankörlüktür. Üç haftada bir şey olunmaz ki! Bir sene, beş sene, ömür boyu bekleyeceksin.

Evlendin, Allah sana mü’min bir eş verdi. Sen de mü’minsin o da mü’min. İki hafta sonra dünyanın en takva ailesi, en huzurlu ailesi olmak istiyorsun. Hayır, acele etme! Bu meyveyi on sene sonra görebilirsin, yirmi sene sonra görebilirsin. Acele etmek Allah’ın işine karışmaktır. Her karıştığında nankörlük etmiş olursun, geri alır. İşte birinci tavsiyem bu sana. Allah’ın hidayetinin, Müslümanlığın, Müslüman genç olmanın şükrünü yap! 

DÜŞSEN DE YIKILMA

DÜŞSEN DE YIKILMA

Elhamdülillah, Müslüman gençsin. Müslüman, Âsiye olmak isteyen genç kızsın, elhamdülillah! Ama, insansın. Asla masum değilsin! Ne demek masum değilsin? Peygamber değilsin, melek değilsin. Yani sen, Müslüman genç, Mescid-i Aksa’yı omuzlarına alıp, omuzlarında hürriyetine kavuşturuncaya kadar sırtında taşımaya hazır bir gençsin. Elhamdülillah!


    Yüreğini görür gibiyim. Uhud dağı taşıyorsun yüreğinde sanki! Ama masum değilsin. Yanılabilirsin, günah işleyebilirsin. Hata edebilirsin. Dünyada bin sene ömrün olsa yapmaman gereken bir şey; mesela annene, el kaldırabilirsin. Maazallah! Hepsi olabilir bunların. Olmaz inşallah ama olabilir. Çünkü masum değilsin. 


    Sakın yıkılma! Böyle bir şey olduğu zaman bil ki sana hidayet ve İslam, Kur’an, cennet sevdası aşılayan Allah o hâlinle de seni bekliyor. Aç ellerini: “Rabb’im bu hatamı mağfiret buyur, bundan sonra ben temiz devam edeceğim.” de. Yani tövbe et. Tövbende gerçekçi ol ve asla korkma. Peygamberler ve melekler hariç sıfır hatalı kul yok bu dünyada. Hangi hata olursa olsun, tövbe et, ondan kurtul, tertemiz devam et. Bir daha düştün, bir daha. Bir daha düştün, bir daha. Bir daha düştün bir daha... Ölünceye kadar, tamam mı?

SABRET KAZAN

SABRET KAZAN

Sabır ne demek, biliyor musun? Senin ayaklarınla yürüdüğün yolda, Allah’ın planlarına göre yürümen demektir. Nasıl sen, mesela beş yüz metreyi yürüyeceğin zaman bir ayak yetmiş beş santim açılıyor. Uçamazsın. Adım adım yürüyeceksin işte. Beş yüz metreyi yetmiş beşe böleceksin, o kaçsa oraya kadar gideceksin. Daha ötesi çıldırmaktır, çatlamaktır. Bu hayatı, Müslümanca hayatı Allah’ın kaderine ve planlarına göre yaşayacağız. Sabredeceksin. Sabredenin kazandığı bir hayatı yaşıyoruz biz.

Bir; dünyada küfrün saldırılarına karşı sabret, yılma. Şehvetlerin seni saldırı altında tuttuğu, baskı yaptığı zamanda şehvetlerine karşı sabret, yılma. Annen baban dahil insanların seni anlamamasına karşı sabret, yılma! Sabah namazında uykunun baskısına sabret, yılma! Bir kenara not et. De ki: “Sabredenlerin kazandığı bir imtihandayız.” Ama, uyuşukluk sabır demek değil. Bunu unutma! Uyuşukluk sabır değil. 

Sen çırpınıyorsun, gayret ediyorsun, bir türlü olmuyor. Çünkü adımın yetmiş beş santim senin, veya seksen santim. Sen yola devam ediyorsun. Sabır bu. Kur’an öğrenmeye kalktın. Herkes üç saatte öğrendi. Sen onuncu saattesin, hâlâ düzgün okuyamıyorsun. Sen öğrenmeye devam et, korkma! Fırsatın olursa peygamberlerin hayatından, Allah’ın salih kullarının hayatından örnekler oku, bak. Hepsinin ortak paydasının sabır olduğunu göreceksin. Evet, biri gemi yolculuğunda; Nuh aleyhisselam. Öbürü hastalıkta, öbürü mancınıkta... Ashab-ı kiram, ondan sonrakiler... 

Herkes bir azap çeşidi, bir imtihan çeşidinde durdu ve kazandılar. Ama hepsinin ortak paydası sabırdı. Sen de bu Müslüman genç hayatında, Allah’ın izniyle ileri yaşlara geldiğinde tertemiz Allah’ın razı olacağı bir geçmişi yaşamanın sevinciyle eğer, altmış yaşına-yetmiş yaşına gelmek istiyorsan sabır hayat tarzın olsun.

MUTLAKA ARKADAŞ SEÇ

MUTLAKA ARKADAŞ SEÇ

Gıda seçmiyor olabilirsin. Helal oldukça her şeyi yiyebilirsin. Elbise de seçmiyor olabilirsin. Setr-i avret sağladıktan sonra istediğini giy. Asla, arkadaş ve çevre konusunda seçicilikten vazgeçme! Seç! Seçmediğin, elemediğin insanla arkadaşlık yapma. Kendin oluşturmadığın çevren senin çevren değildir. Ne edersen et. Hafız olsan, alim olsan, ne olursan ol; arkadaşların gibi yaşamak zorundasın. 

Allah-u Teala sana hidayet nasip etmiş. Müslüman delikanlısın, Müslüman hanım kızsın. “Elhamdulillah!” de. Şükret. Ama, bil ki dondurma güneşin altında durmaz. Dolabında durur. En güzel çiçek de mermerin üstünde durmaz. Toprakta durur. O da güneş ister. Bu çiçek çürümesin burada diye alıp onu vazonun içine koyarsan ölür orada. Herkesin, her canlının, her değerin bir çevresi var. Sen, yiğit, mü’min genç kalmak istiyorsan bu yüreği taşıyanların yanında duracaksın.

Seni ben, seni melekler, seni umuda bekleyenler; arkadaş grubun ve çevrenden tanıyacaklar. Bunu hiç unutma. “E, yalnız mı kalayım?” Yalnızlık isteme. Ama oluşuncaya kadar o aradığın çevre, geçici yalnızlığa bile razı ol. Tek bir genç yoktur çevresinden etkilenmemiş. Kesinlikle etkilenir. İyi ve kötü şüphesiz. Unutmuyorsun! Çevren sensin. Ona göre.

DIŞ GÖRÜNTÜN İÇİNDEKİ İMANI YANSITSIN

DIŞ GÖRÜNTÜN İÇİNDEKİ İMANI YANSITSIN

İç ve dış imanın, ibadetin dengede gitsin. Çünkü bizim bir iç ibadetimiz, imanımız var. Tevekkül, sabır, haşyet... Yani Allah-u Teala’ya karşı vazifelerimizin iç bölümleri bunlar. Namaz, oruç ve benzeri ibadetler dış eylemlerimizdir. Yani bizim bir, içimize ait iman dünyamız var; bir de dıştan izlenen iman dünyamız var. İmanımız, Allah sevgimiz, peygamber sevgimiz, ashab-ı kiram sevgimiz; iç duygularımız bizim bunlar. Tevekkül ediyoruz Allah’a. Umut bağlıyoruz. Allah’tan korkuyoruz. Bunlar iç meseleler. Müslüman, iyi bir insan, dengede yaptığı zaman bunları ahiretini garanti eder. 
    

Allah’a tevekkülü sonsuz, sabah namazında sorunu var. Olmaz ki! Sabah namazını hiç kaçırmıyor, Allah’a tevekkülü sorunlu; yani iç problem. Olmaz! Bir arabanın kaportası kadar motoru da önemli. Motoru çok iyi, şoförün oturacağı koltuk yok. Kaporta yok. E, nasıl gideceksin! Dengede Müslümanlık yaşamak zorundayız. Bu bizim kalp ibadetlerimiz ve organ ibadetlerimiz arasında denge anlamına geliyor. Birini tutup öbürünü bırakamayız; gözümüz önemli, kulağımız önemsiz diyemediğimiz gibi! Hepsi önemli.
    

Sen, ailen, çevren ve Rabb’in. Bir daha sayıyorum. Sen, ailen, çevren ve Rabb’in! Bu dört şeyin dördünün de bulunduğu bir Müslümanlık yaşayacaksın. Bir tarafa doğru çekiliyorsan, ya biri çekiyorsa ya da sen kendini kaydırıyorsan yanlış gidiyorsun. Dikkat et, raydan çıkıyorsun. Rayda dümdüz git. Allah’ın izni ile Hamza, Mus’ab, Ömer, Ali, Osman, Muaz radıyallahu anhum seni bekliyor.

KUR’AN VE CAMİ ADAMI OL

KUR’AN VE CAMİ ADAMI OL

Kur’an ve cami adamı olacaksın! Sana altıncı nasihatim budur. Kur’an ve cami adamı olacaksın.
    

Bak, Kur’an ve cami, bu iki şey; milyon tane tarikatı, milyon tane cemaati, milyon tane partisi de olsa Müslümanların, bu iki şey Müslümanlığındır. Kimsenin değildir. Dolayısı ile camiye gidince sen, Allah’ın huzuruna gidiyorsun. Kur’an okurken sen, Allah ile konuşuyorsun. Böyle bil. Hangi tarikatten ders olmuş olursan ol, hangi mezhepte olursan ol, Kur’an ve cami ortak paydamızdır.

Kur’an adamı ol, caminin adamı ol! Yani ne demek: Bu iki şeyi, Kur’an’ı ve camiyi günlük hayatında kimsenin kabul etme ve sen ne kadar Kur’an’lı, ne kadar camili isen o kadar Müslümanca gelişiyorsun demektir ve Kur’an okudukça ve camiye gittikçe iyisin demektir. E, beş vakitte gidemiyorum. Okul var, uzaktı... Olabilir. Dört vakit gidersin, üç vakit gidersin, iki vakit gidersin, bir vakit gidersin. Haftada iki gün muhakkak iki vakit gideceğim diye prensip koyarsın. Kur’anı, her gün hatmedemeyebilirsin. Edilmez zaten. Senede bir de edemeyebilirsin. Zor olabilir. Ama Allah’ın izni ile her ay bir cüz okuyacağım diyebilirsin, misal. Kur’an ve cami kimsenin değil, senindir. Sen de camininsin, Kur’an’ınsın, oldu mu?

ÜMMET SEVDALISI OL

ÜMMET SEVDALISI OL

Genç kardeşim, bizi insanlar olarak, kainatı, bütün mahlukatı yaratan Allah’tır. Bunu biliyorsun zaten ve şunu unutma: 

Allah bütün insanları iki gruptan biri olarak görüyor. Ya mü’min görüyor ya kâfir görüyor. Bunun başka çeşidi yok. Sen insanları mü’min ve kâfir olarak görmedikçe Allah’ın baktığı gibi bakmıyorsun demektir. Şucu-bucu gördüğün an, sen yeni bir bakış tarzı ürettin demektir. Mü’min diyor Allah. Onlara da Ümmet-i Muhammed diyor. Kâfir diyor, onları başka kategoride görüyor. Bakış tarzını böyle belirleyerek devam et. Çünkü Allah mü’min diyor, kâfir diyor. Sen şucu-bucu diyerek üretim yapma. Birileri hep böyle anıyor.

Sana ne, sana ne! Sen tepeden bak. Sen tepeden bak. Sen uzaydan izle her şeyi. Kuş bakışı gör. Ağacın kökünde dolaşırsan meyvelerinin tamamını göremezsin. Sadece ağacın dibine düşen bir iki elmaı görürsün. Yukardan baktığında ağacın bütün dalları, yaprakları, meyveleri, gözünün önünde olur. Ümmet düşünceli olursun, Ümmet-i Muhammed sevdalı olursun. Kazanırsın. Yoksa, ağacın dibinde, o muhteşem ağacın dibinde kaybolup gidebilirsin. Dikkat et!

İŞLERİNİ ‘ÖNCELİKLİ’ VE ‘ÖNEMLİ’ OLARAK AYIR

İŞLERİNİ ‘ÖNCELİKLİ’ VE ‘ÖNEMLİ’ OLARAK AYIR

Bu hayatta hem beşerî hayatımızda, yani insani kimliğimizde, hem Müslümanlığımızda bizimle ilgili gerekli şeylerin, “gerekli şeylerin” bir öncelikli olanları var, bir de önemli olanları vardır. Mesela senin karnının doyması için ekmek ne, salata ne? Biri önemli, öbürü, öncelikli. Mesela senin oturmak için bir sandalyeye de ihtiyacın var. Bu önemli bir konu. Nefes almaya da ihtiyacın var. O öncelikli hayatı böyle dizayn et. Öncelikliler, önemliler. Sen her zaman öncelikliyi kullan. Dinde de böyle yap. İman, öncelikli bir konudur.

İmanı olmayınca insanın namazı ne olacak? İmanla namaz yan yana gelince iman öncelikli. Namazla oturup Kur’an okumak bir araya gelince farz namaz öncelikli bu sefer. 

Hayatı ibadette, insani ilişkilerde, özel hayatında önemliler, öncelikliler diye ikiye ayır. Tâ genç yaştan bunu yapmaya alışırsan, Allah’ın izniyle ellili altmışlı yaşlarına geldiğinde -Allah ömür verdikçe- saat gibi işlersin. Beş lira kazanılacak bir işten bir lira kazanma şanssızlığına düşmezsin. Mesela Cuma ezanı okununca en önemli iş, en öncelikli iş anında cumadır. Oturup orada Cuma namazına gitmeyip on cüz Kur’an okusan batarsın. Demek ki, sana sekizinci nasihatim neydi? Hayatı ve dinini öncelikli işlerim, önemli işlerim diye iki kategoride yaşayacaksın. Anlaşıldı mı?

ALİMLERE HÜRMET ET AMA PUTLAŞTIRMA

ALİMLERE HÜRMET ET AMA PUTLAŞTIRMA

Müslümanca yaşamak istiyorsun ya, bu ümmetin alimlerine-şeyhlerine ihtiyacın olacak. Yalnız gidemezsin. İşi gücü bırakıp alim olamazsın. Alimsen zaten senin gibi alimlere yine ihtiyacın olacak. Tek başına olmaz çünkü. Peygamber değilsin. Sana Cebrail (aleyhisselam) gelmeyecek. Bu seni şöyle bir kural sahibi yapmayı gerektiriyor: 

Alimsiz ve şeyhsiz olamıyorsan eğer, alimleri ve şeyhleri değerli görmen gerekir ama putlaştırmadan. Onların ilminden, örnekliğinden istifade edeceksin. Onları birbirine kırdırma. Onları oyuncağın etme. Onlar belki filan noktada hak etmiyor olsalar bile Peygamber’in vekili onlar, aleyhissalâtu vesselam. Onlara uzattığın dilin, onların önünde uzattığın ayağın başka bir yere temas edebilir dikkat et. 

Tekrar ediyorum: Onların oyuncağı olma, onlarla da oynama. Arı gibi ol! Kon alimlere ve şeyhlere al onları özü itibariyle; git evine, git işine. Fetva avcısı olma. Din öğrenen Müslüman ol. Öğren, öğrendiğinle amel et. Onların kendi aralarında, kendi düzeylerinin gerektirdiği tartışmalara alet olma sakın.  Namazı, ibadeti, takvası, dünyaya tenezzülsüzüğü itibarıyla beğendin mi bir zatı; onun peşinden git. Baktın, o da senin gibi dünya peşinde dolaşıyor. Birini daha ararsın. Put değil çünkü.

TEKNOLOJİ SİLAHINI KULLAN AMA KUKLA OLMA

TEKNOLOJİ SİLAHINI KULLAN AMA KUKLA OLMA

Teknolojiyi iki tarafı da kesebilen bıçak olarak bilip kullancaksın. Bugün dünyadaki bütün rezilikler, hemen hemen tamamı internetten yayılıyor. Ama sen beni internetten dinliyorsun şimdi. Kabe’de kılınan namazı internetten izliyorsun. İki tarafı da kesiyor bu bıçağın. Bu ne demek? Sen kullanamazsan, elini keseceksin. Kullanırsan bu senin lehine olacak. 

Teknolojiye lanet etmeye kalkma.  Teknoolojinin öünde Allah seni imtihan edecek. Bunu hayra kullancaksın. Şeytan şerri de önüne çıkaracak. Mesela ayet, hadis, tefsir, Kur’an dinlerken Youtube’da karşına başka bir rezalet çıkacak. Ama kapatmayı bileceksin. “Bir bakayım.” demeyeceksin. Yürüdüğün sokakları da böyle yürümüyor musun zaten? Sokaklar sen yürüyesin diye meleklerle mi donatılıyor? Binbir mel’anet olan bir caddeden camiye gidiyorsun. Takılıp kalmıyorsun. Unutmuyorsun; teknoloji şerrin ve hayrın en güzel silahıdır. Sen, hayrın adamıysan hayır adına onu kullanacaksın. Şerrin adamıysan, şer adına kullanacaksın. Kör bir teknoloji düşmanı olma. Kör bir teknoloji tutkunu da olma.

KİŞİLERE TAKILMA, İSLAM’A SARIL

KİŞİLERE TAKILMA, İSLAM’A SARIL

Bak, cennete gitmek istiyor musun? Cehennemden kurtulmak istiyor musun? Allah’ın salih kul dediği kullardan olmak istiyor musun? Müslümanca yaşamak istiyor musun?

 Kişilere takılmayacaksın. İslam’a sarılacaksın. Alim, şeyh, hocaefendi, yazar, ne olursa olsun. İnsana takılma! İnsanın önünde eğilme. Allah’tır secde edeceğimiz makam. Kur’an ve İslam’dır rehberimiz, sarılacağımız güzergahımız.

Şeytanın bugüne kadar aldattığı ve ne yazık ki sonunda bataklığa götürdüğü, tuzağa düşmüş pek çok gencin temel tapınaklarından birisi budur. İslam diye bir Müslüman’ı esas alıyor. O Müslüman batınca o da batıyor bu sefer. Bu tuzağa sakın düşmeyesin. Bu alimleri sevmemen anlamında değil. Bir çizgiye kadar sevmen anlamında. Aksi taktirde umudunu kaybedersin. Yanılırsın, tuzağa düşersin, bunu anladığında iş işten geçmiş, gençliğin bitmiş olur. Umarım dediğimi anlamışsındır.

İMANINI TAZE TUT, KENDİNİ YENİLE

İMANINI TAZE TUT, KENDİNİ YENİLE

Genç kardeşim, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in bir sözünü sana hatırlatayım. Eskiyen imanı tazelemekten söz etmiş bir defa. “Elbise eskidiği gibi iman da eskir hâ!” demiş. Halbuki iman nasıl eskiyecek? 

Şöyle eskiyecek:

Sen on sekiz yaşındaydın, “Ben Ümmet-i Muhammed’in Şeriat isteyen gençlerinden biriyim.” dedin yola çıktın. Bekardın, işin yoktu, talebeydin. Yirmi üç yaşına geldin. Seni evlilik pozisyonları kuşattı, iş kuşattı, askerlikti, arkadaştı, çevren değişti. Sen hâlâ o günkü bir dinlediğin konferansın heyecanı ile duruyorsun  ama atmosfer üçe-beşe katlandı. Senin imanın bu mücadeleye yetmez. Şeytan sana hissettiğin ve ödemediğin darbeler vurur. Onun için bilgini ve çevreni sürekli yenileyeceksin. 

Ağacın kuruyan yaprakları döküldüğü gibi sen de gerektiğinde arkadaşını dağıtacaksın, yeni arkadaş edineceksin. Gerektiğinde bir kitabı bir daha okuyacaksın. Mesela insan, senede bir defa en azından; ahiret hayatı, cennet ve cehennemle ilgili ayetler hadislerin anlatıldığı bir ders dinlemeli değil mi? Sen en son on iki yaşında bir camide cehennemle ilgili ayetleri dinlemiştin. Şeytan onları küllendirebilir. Üstüne kül serper. 

Unutma! Elbisen gibi, binan gibi, oturduğun evin gibi, imanın ve imanını ayakta tutan temel dinamiklerin hep canlanması lazım, aktif hâle getirilmesi lazım. Okuyarak, dinleyerek, çevre edinerek, belki de gezerek...

EVLİLİĞİ CİDDİYE AL

EVLİLİĞİ CİDDİYE AL

Bekarken ve inşallah bir gün evlenince evliliği ciddiye al. İbadet olarak gör. Kudüs, Mescid-i Aksa konusunda ne kadar şaka yapabiliyorsan evlilikle ilgili de o kadar şaka yap. Bu kâinatta birey olarak senin evlilik gibi büyük bir sosyal imtihanın olmayacak. Onun için bekarken evlilik şakaları yapma. Evlenince hiç yapma. Neden? Evliliği sana emreden Allah, namazı emreden Allah’tır. Namazda nasıl ciddiysen evlilikte de ciddi olacaksın. Oluşumunda, sürdürülmesinde. 

Hani “Bekara karı boşamak kolay.” diye bir atasözü var ya, o bile doğru değil. Çünkü bekar da namus, iffet, evlilik konusunu ciddi görür. Bekarken ciddi görmeyen evliyken nasıl ciddi görecek? Sabah namazına kalkmak nasıl zor? Yaz günü yorgunken yatsıyı beklemek nasıl zor? Okulda imtihan, cumaya yetişmek nasıl zor? Evlilik de kolay değil. Evlilikten ürküp kaçmayacaksın. Ama evlilik şakası yapılabilir bir şey değil. Bekarken de unutma!

Mesela sana arkadaşın, filanca adayla evlenir misin diye teklif ediyor. Bu arada da espri üstüne espriler patlatıyor. Onun teklifini inceleme. İncelemeye bile alma. Çünkü o bir defa o bakış tarzıyla evliliği bilmeyen biridir. Seni tuzağa çekiyor olabilir. Bilmeden de olsa!

Evet, on üçüncü sözümü unutmuyorsun. Bekarken de evliyken de Mescid-i Aksa’ya baktığın gibi evliliğe bak.

SPORTİF, ÇEVİK VE HAREKETLİ OL

SPORTİF, ÇEVİK VE HAREKETLİ OL

Çevik Müslüman olacaksın. Allah-u Teala’dan hastalık gelir, kas sorunun var, mide arızan var, o ayrı. Müslüman genç “Beş kilometre yürür müsün?” dendiğinde korkudan kalp krizi geçirmemeli. Helal, temiz bir spor yap. Sportmen ol! Uyuşuk beden, sarkmış yanaklar Müslüman gence yakışmak. Atik olacaksın. Yallah deyince sıçrayan at gibi, harekete hazır; kolları, ayakları, beyni, bütün vücudu çevik Müslüman olacaksın. Uyuşukluk, pısırıklık, pintilik Ashab-ı Kiram’ın gençlerinde yoktu. Sende de olmayacak.

Spor, “Kumar oynanıyor futbolda, onun için yapmıyorum.” diye bir mazeretin olmasın. Futbol sporun tek çeşidi mi? Disiplinli, kurallı, evde de spor yapabilirsin. Yürüyüş yapabilirsin. Sporun, evet kumar olan, setr-i avreti engelleyen, setr-i avretten dolayı yapılması caiz olmayan vesairesi var. Bir defa yüzme bilmelisin; ama profesyonel, öğrenerek. Muhakkak koşma kabiliyeti olan biri olmalısın ve Allah-u Teala’nın sana verdiği bir kabiliyet vardır. Mesela kaldırma kabiliyetin vardır, mesela güreş kabiliyetin vardır. O kabiliyeti keşfedersen onun üzerinden aktif bir spor yapabilirsin. İlme engel değil bu. Diplomaya engel değil. İşe engel değil. Belki günde on beş dakika vakit ayırarak ama muhakkak çevik, hareketli Müslüman olacaksın. Böylece uykun da rahat olur. SağlığIn da yerinde olur. Gereksiz kilo mücadelesi de yapmazsın.

EĞLENMEYİ BİL AMA RAYDAN ÇIKMA

EĞLENMEYİ BİL AMA RAYDAN ÇIKMA

Gördüğün gibi namazı, orucu anlatmadım sana. Yani ibadetleri anlatmadım. Zaten sen Müslümansın. Zaten bunları yapıyorsun. Ben sana bu toplumda sosyal kimliğini Müslümanca sürdürebileceğin taktikler öğretmeye çalıştım.

Şimdi, sana son olarak diyorum ki:

 Sakın eğlenmek, bir miktar zevklenmek hakkın değil zannetmeyesin. Sen de eğleneceksin. Senin de neşeli anların olacak. Senin de güldüğün olacak. Ama ölçüyü kaybetmeyeceksin. Bunu namaz vakti yapmayacaksın. Anneni babanı üzerek yamayacaksın. Avretini teşhir ederek yapmayacaksın. Arkadaşlarının gözünün önünde paylaçoya dönmüş halinle yapmayacaksın. Onurun ve mesleğin ve ibadetin ve insani görevlerin aksamadığı sürece istediğini sen de yap.  Allah’ın mubahları sana da helal. Çıldırmamak şartıyla, raydan çıkmamak şartıyla. 

Umuyorum bu on beş nasihatimi dinleyecek ve yapacaksın. Bu ümmetin umudu olacaksın. Seni aziz ve celil olan Allah’a emanet ediyorum. Selamünaleyküm.

3 Yorum

Yorum Yap