Gençlere 15 Nasihat

Bismillahirrahmânirrahim.

Bu toprakların yarın İslam’ı yaşayacak Kur’an nizamını ayakta tutacak gençlerine on beş
kuralla, temel dinamiklerini ayakta tutacak bilgi vermek istiyorum. Bu özellikle, genç kardeşlerimin
hüsnü zan ederek, “Bu hoca bize iyi öğüt verir.” diye düşünerek bana yönelttikleri sorulardan
kaynaklanıyor.


Genç; hayata yeni başlamış, İslamî anlayışa yeni dönmüş, genç kız; tesettüre yeni girmiş veya
genç delikanlı; okulu bitirmiş, bitirecek, okul okuyor: “Şimdi ben, bundan sonra Müslümanca yaşayayım.” diye bir gayreti var.

Bu gençlere “Allah sizin yardımcınız olsun. Sizi şeytandan, şerden, kötülüklerden muhafaza buyursun. Hayatınıza hareket, bereket ve lezzet versin.

Ahiretiniz cennet olsun.” diye dua ediyorum. Hem de nasıl olsa ilmihal bilgilerinden namazı, orucu, tahareti ve anneye
babaya itaati, benzeri şeyleri biliyorsunuz-öğreniyorsunuz; ama hayat tarzınızı Müslümanca, genç yaşta olgun bir  Müslüman gibi yürütebilmeniz için size on beş tavsiyem var.

İnşallah sizin için faydalı olur, hayırlı olur, bereketli olur diye umuyorum ve sizi Allah’a emanet ediyorum.

HİDAYETİN KIYMETİNİ BİL VE ŞÜKRET

HİDAYETİN KIYMETİNİ BİL VE ŞÜKRET

Allah seni kendisine iman eden mü’min bir genç, O’nun Kur’an’ına inanan, iman eden mü’min bir genç, O’nun Şeriatı ile yaşama arzusu olan, beceremezse de onu arzu eden mü’min genç olmayı nasip ettiyse; yani Allah sana hidayet nasip ettiyse senin bunun şükrünü yapman gerekir. Çünkü bu hayatta Allah’ın koyduğu en önemli kanunlardan biri şudur: Şükredenin elindeki nimet artırılır, şükrünü yapmayanın nimeti alınır. Hidayet olmak, insanların yığın yığın, kitle kitle cehenneme koştuğu bir dünyada senin Kur’an ehli, iman ehli, ara sıra namaz kaçırsan da ezanda kulağı olan genç olman Allah’ın bir hidayetidir. Bu hidayetin kıymetini bilmen lazım. 

Konuşurken, “Elhamdülillah, Rabb’im beni hidayet etti!” de. Eylemini yaparken, eylemin şükür eylemi olsun. Mesela tıka basa yemek yediğin bir zamanda çok yediğin için esneyip uyuya kalıp namaz kılmazsan o nimetlere nankörlük yapmış olursun. Allah sana mesela İhya-u Ulumiddin okuyup öğrenmek nasip etti. Bu bir nasip meselesiydi. İhya okudun, hiçbir şey değişmedi sende. Eylemsel bir şükür yapamadın demektir. Mesela Kur’an okumayı öğrendin. Bir haftada baktın ki Kur’an’ı, hocaefendi dedi ki sana: “Çok güzel Kur’an okuyorsun.” Haftada bir sayfa, iki sayfa en azından Kur’anı oku ki hidayetin şükrünü yapmış olasın. 

Sözlü şükür, eylemli şükür. Allah sana Müslüman bir anne baba mı verdi, şükrünü yapacaksın.  Müslüman anne babanın kıymetini bileceksin ve şükürsüzlüğün, nakörlüğün en önemli göstergelerinden biri aceleciliktir. Sakın acele etme! Aceleciler nankör olurlar. Nedir acele? Yani, sen medreseye girdin. Sen, imamhatip okuyorsun, ilahiyat okuyorsun veya başka bir fakültede okuyorsun, derslere gidiyorsun. Hocaefendilerden ders alıyorsun. Üç haftadır gittin, hâlâ âlim olmadın. Bu nankörlüktür. Üç haftada bir şey olunmaz ki! Bir sene, beş sene, ömür boyu bekleyeceksin.

Evlendin, Allah sana mü’min bir eş verdi. Sen de mü’minsin o da mü’min. İki hafta sonra dünyanın en takva ailesi, en huzurlu ailesi olmak istiyorsun. Hayır, acele etme! Bu meyveyi on sene sonra görebilirsin, yirmi sene sonra görebilirsin. Acele etmek Allah’ın işine karışmaktır. Her karıştığında nankörlük etmiş olursun, geri alır. İşte birinci tavsiyem bu sana. Allah’ın hidayetinin, Müslümanlığın, Müslüman genç olmanın şükrünü yap! 

DÜŞSEN DE YIKILMA

DÜŞSEN DE YIKILMA

Elhamdülillah, Müslüman gençsin. Müslüman, Âsiye olmak isteyen genç kızsın, elhamdülillah! Ama, insansın. Asla masum değilsin! Ne demek masum değilsin? Peygamber değilsin, melek değilsin. Yani sen, Müslüman genç, Mescid-i Aksa’yı omuzlarına alıp, omuzlarında hürriyetine kavuşturuncaya kadar sırtında taşımaya hazır bir gençsin. Elhamdülillah!


    Yüreğini görür gibiyim. Uhud dağı taşıyorsun yüreğinde sanki! Ama masum değilsin. Yanılabilirsin, günah işleyebilirsin. Hata edebilirsin. Dünyada bin sene ömrün olsa yapmaman gereken bir şey; mesela annene, el kaldırabilirsin. Maazallah! Hepsi olabilir bunların. Olmaz inşallah ama olabilir. Çünkü masum değilsin. 


    Sakın yıkılma! Böyle bir şey olduğu zaman bil ki sana hidayet ve İslam, Kur’an, cennet sevdası aşılayan Allah o hâlinle de seni bekliyor. Aç ellerini: “Rabb’im bu hatamı mağfiret buyur, bundan sonra ben temiz devam edeceğim.” de. Yani tövbe et. Tövbende gerçekçi ol ve asla korkma. Peygamberler ve melekler hariç sıfır hatalı kul yok bu dünyada. Hangi hata olursa olsun, tövbe et, ondan kurtul, tertemiz devam et. Bir daha düştün, bir daha. Bir daha düştün, bir daha. Bir daha düştün bir daha... Ölünceye kadar, tamam mı?

SABRET KAZAN

SABRET KAZAN

Sabır ne demek, biliyor musun? Senin ayaklarınla yürüdüğün yolda, Allah’ın planlarına göre yürümen demektir. Nasıl sen, mesela beş yüz metreyi yürüyeceğin zaman bir ayak yetmiş beş santim açılıyor. Uçamazsın. Adım adım yürüyeceksin işte. Beş yüz metreyi yetmiş beşe böleceksin, o kaçsa oraya kadar gideceksin. Daha ötesi çıldırmaktır, çatlamaktır. Bu hayatı, Müslümanca hayatı Allah’ın kaderine ve planlarına göre yaşayacağız. Sabredeceksin. Sabredenin kazandığı bir hayatı yaşıyoruz biz.

Bir; dünyada küfrün saldırılarına karşı sabret, yılma. Şehvetlerin seni saldırı altında tuttuğu, baskı yaptığı zamanda şehvetlerine karşı sabret, yılma. Annen baban dahil insanların seni anlamamasına karşı sabret, yılma! Sabah namazında uykunun baskısına sabret, yılma! Bir kenara not et. De ki: “Sabredenlerin kazandığı bir imtihandayız.” Ama, uyuşukluk sabır demek değil. Bunu unutma! Uyuşukluk sabır değil. 

Sen çırpınıyorsun, gayret ediyorsun, bir türlü olmuyor. Çünkü adımın yetmiş beş santim senin, veya seksen santim. Sen yola devam ediyorsun. Sabır bu. Kur’an öğrenmeye kalktın. Herkes üç saatte öğrendi. Sen onuncu saattesin, hâlâ düzgün okuyamıyorsun. Sen öğrenmeye devam et, korkma! Fırsatın olursa peygamberlerin hayatından, Allah’ın salih kullarının hayatından örnekler oku, bak. Hepsinin ortak paydasının sabır olduğunu göreceksin. Evet, biri gemi yolculuğunda; Nuh aleyhisselam. Öbürü hastalıkta, öbürü mancınıkta... Ashab-ı kiram, ondan sonrakiler... 

Herkes bir azap çeşidi, bir imtihan çeşidinde durdu ve kazandılar. Ama hepsinin ortak paydası sabırdı. Sen de bu Müslüman genç hayatında, Allah’ın izniyle ileri yaşlara geldiğinde tertemiz Allah’ın razı olacağı bir geçmişi yaşamanın sevinciyle eğer, altmış yaşına-yetmiş yaşına gelmek istiyorsan sabır hayat tarzın olsun.

MUTLAKA ARKADAŞ SEÇ

MUTLAKA ARKADAŞ SEÇ

Gıda seçmiyor olabilirsin. Helal oldukça her şeyi yiyebilirsin. Elbise de seçmiyor olabilirsin. Setr-i avret sağladıktan sonra istediğini giy. Asla, arkadaş ve çevre konusunda seçicilikten vazgeçme! Seç! Seçmediğin, elemediğin insanla arkadaşlık yapma. Kendin oluşturmadığın çevren senin çevren değildir. Ne edersen et. Hafız olsan, alim olsan, ne olursan ol; arkadaşların gibi yaşamak zorundasın. 

Allah-u Teala sana hidayet nasip etmiş. Müslüman delikanlısın, Müslüman hanım kızsın. “Elhamdulillah!” de. Şükret. Ama, bil ki dondurma güneşin altında durmaz. Dolabında durur. En güzel çiçek de mermerin üstünde durmaz. Toprakta durur. O da güneş ister. Bu çiçek çürümesin burada diye alıp onu vazonun içine koyarsan ölür orada. Herkesin, her canlının, her değerin bir çevresi var. Sen, yiğit, mü’min genç kalmak istiyorsan bu yüreği taşıyanların yanında duracaksın.

Seni ben, seni melekler, seni umuda bekleyenler; arkadaş grubun ve çevrenden tanıyacaklar. Bunu hiç unutma. “E, yalnız mı kalayım?” Yalnızlık isteme. Ama oluşuncaya kadar o aradığın çevre, geçici yalnızlığa bile razı ol. Tek bir genç yoktur çevresinden etkilenmemiş. Kesinlikle etkilenir. İyi ve kötü şüphesiz. Unutmuyorsun! Çevren sensin. Ona göre.

DIŞ GÖRÜNTÜN İÇİNDEKİ İMANI YANSITSIN

DIŞ GÖRÜNTÜN İÇİNDEKİ İMANI YANSITSIN

İç ve dış imanın, ibadetin dengede gitsin. Çünkü bizim bir iç ibadetimiz, imanımız var. Tevekkül, sabır, haşyet... Yani Allah-u Teala’ya karşı vazifelerimizin iç bölümleri bunlar. Namaz, oruç ve benzeri ibadetler dış eylemlerimizdir. Yani bizim bir, içimize ait iman dünyamız var; bir de dıştan izlenen iman dünyamız var. İmanımız, Allah sevgimiz, peygamber sevgimiz, ashab-ı kiram sevgimiz; iç duygularımız bizim bunlar. Tevekkül ediyoruz Allah’a. Umut bağlıyoruz. Allah’tan korkuyoruz. Bunlar iç meseleler. Müslüman, iyi bir insan, dengede yaptığı zaman bunları ahiretini garanti eder. 
    

Allah’a tevekkülü sonsuz, sabah namazında sorunu var. Olmaz ki! Sabah namazını hiç kaçırmıyor, Allah’a tevekkülü sorunlu; yani iç problem. Olmaz! Bir arabanın kaportası kadar motoru da önemli. Motoru çok iyi, şoförün oturacağı koltuk yok. Kaporta yok. E, nasıl gideceksin! Dengede Müslümanlık yaşamak zorundayız. Bu bizim kalp ibadetlerimiz ve organ ibadetlerimiz arasında denge anlamına geliyor. Birini tutup öbürünü bırakamayız; gözümüz önemli, kulağımız önemsiz diyemediğimiz gibi! Hepsi önemli.
    

Sen, ailen, çevren ve Rabb’in. Bir daha sayıyorum. Sen, ailen, çevren ve Rabb’in! Bu dört şeyin dördünün de bulunduğu bir Müslümanlık yaşayacaksın. Bir tarafa doğru çekiliyorsan, ya biri çekiyorsa ya da sen kendini kaydırıyorsan yanlış gidiyorsun. Dikkat et, raydan çıkıyorsun. Rayda dümdüz git. Allah’ın izni ile Hamza, Mus’ab, Ömer, Ali, Osman, Muaz radıyallahu anhum seni bekliyor.

KUR’AN VE CAMİ ADAMI OL

KUR’AN VE CAMİ ADAMI OL

Kur’an ve cami adamı olacaksın! Sana altıncı nasihatim budur. Kur’an ve cami adamı olacaksın.
    

Bak, Kur’an ve cami, bu iki şey; milyon tane tarikatı, milyon tane cemaati, milyon tane partisi de olsa Müslümanların, bu iki şey Müslümanlığındır. Kimsenin değildir. Dolayısı ile camiye gidince sen, Allah’ın huzuruna gidiyorsun. Kur’an okurken sen, Allah ile konuşuyorsun. Böyle bil. Hangi tarikatten ders olmuş olursan ol, hangi mezhepte olursan ol, Kur’an ve cami ortak paydamızdır.

Kur’an adamı ol, caminin adamı ol! Yani ne demek: Bu iki şeyi, Kur’an’ı ve camiyi günlük hayatında kimsenin kabul etme ve sen ne kadar Kur’an’lı, ne kadar camili isen o kadar Müslümanca gelişiyorsun demektir ve Kur’an okudukça ve camiye gittikçe iyisin demektir. E, beş vakitte gidemiyorum. Okul var, uzaktı... Olabilir. Dört vakit gidersin, üç vakit gidersin, iki vakit gidersin, bir vakit gidersin. Haftada iki gün muhakkak iki vakit gideceğim diye prensip koyarsın. Kur’anı, her gün hatmedemeyebilirsin. Edilmez zaten. Senede bir de edemeyebilirsin. Zor olabilir. Ama Allah’ın izni ile her ay bir cüz okuyacağım diyebilirsin, misal. Kur’an ve cami kimsenin değil, senindir. Sen de camininsin, Kur’an’ınsın, oldu mu?

ÜMMET SEVDALISI OL

ÜMMET SEVDALISI OL

Genç kardeşim, bizi insanlar olarak, kainatı, bütün mahlukatı yaratan Allah’tır. Bunu biliyorsun zaten ve şunu unutma: 

Allah bütün insanları iki gruptan biri olarak görüyor. Ya mü’min görüyor ya kâfir görüyor. Bunun başka çeşidi yok. Sen insanları mü’min ve kâfir olarak görmedikçe Allah’ın baktığı gibi bakmıyorsun demektir. Şucu-bucu gördüğün an, sen yeni bir bakış tarzı ürettin demektir. Mü’min diyor Allah. Onlara da Ümmet-i Muhammed diyor. Kâfir diyor, onları başka kategoride görüyor. Bakış tarzını böyle belirleyerek devam et. Çünkü Allah mü’min diyor, kâfir diyor. Sen şucu-bucu diyerek üretim yapma. Birileri hep böyle anıyor.

Sana ne, sana ne! Sen tepeden bak. Sen tepeden bak. Sen uzaydan izle her şeyi. Kuş bakışı gör. Ağacın kökünde dolaşırsan meyvelerinin tamamını göremezsin. Sadece ağacın dibine düşen bir iki elmaı görürsün. Yukardan baktığında ağacın bütün dalları, yaprakları, meyveleri, gözünün önünde olur. Ümmet düşünceli olursun, Ümmet-i Muhammed sevdalı olursun. Kazanırsın. Yoksa, ağacın dibinde, o muhteşem ağacın dibinde kaybolup gidebilirsin. Dikkat et!

İŞLERİNİ ‘ÖNCELİKLİ’ VE ‘ÖNEMLİ’ OLARAK AYIR

İŞLERİNİ ‘ÖNCELİKLİ’ VE ‘ÖNEMLİ’ OLARAK AYIR

Bu hayatta hem beşerî hayatımızda, yani insani kimliğimizde, hem Müslümanlığımızda bizimle ilgili gerekli şeylerin, “gerekli şeylerin” bir öncelikli olanları var, bir de önemli olanları vardır. Mesela senin karnının doyması için ekmek ne, salata ne? Biri önemli, öbürü, öncelikli. Mesela senin oturmak için bir sandalyeye de ihtiyacın var. Bu önemli bir konu. Nefes almaya da ihtiyacın var. O öncelikli hayatı böyle dizayn et. Öncelikliler, önemliler. Sen her zaman öncelikliyi kullan. Dinde de böyle yap. İman, öncelikli bir konudur.

İmanı olmayınca insanın namazı ne olacak? İmanla namaz yan yana gelince iman öncelikli. Namazla oturup Kur’an okumak bir araya gelince farz namaz öncelikli bu sefer. 

Hayatı ibadette, insani ilişkilerde, özel hayatında önemliler, öncelikliler diye ikiye ayır. Tâ genç yaştan bunu yapmaya alışırsan, Allah’ın izniyle ellili altmışlı yaşlarına geldiğinde -Allah ömür verdikçe- saat gibi işlersin. Beş lira kazanılacak bir işten bir lira kazanma şanssızlığına düşmezsin. Mesela Cuma ezanı okununca en önemli iş, en öncelikli iş anında cumadır. Oturup orada Cuma namazına gitmeyip on cüz Kur’an okusan batarsın. Demek ki, sana sekizinci nasihatim neydi? Hayatı ve dinini öncelikli işlerim, önemli işlerim diye iki kategoride yaşayacaksın. Anlaşıldı mı?

0 yorumlar

Yorum Yap