Anne Sütü ve Kitap

Bir küçük fincan kadar sütü içilen kadın, iki yaşı dolmadan o sütü içenin annesi olur. Adı ‘süt anne’ olsa da anne gibi mahremiyet kurulur ikisi arasında. Süt emziren, süt emenin annesidir artık. O bir fincan kadar sütün büyük bölümü idrar olup vücuttan gitse de kalanı anne/evlat olmaya yeterlidir. Nafaka ve miras dışındaki bütün mahremiyetler emenle emziren arasındaki o ‘birazcık süt’ sayesinde kurulmuş kabul edilir. Dinimizin bu hükmünü zaten büyük ihtimalle biliyoruzdur.


Fikir sahibi olmak bakımından küçük çocuk kabul edildiğimiz yıllarda okuduğumuz kitaplar, dinlediğimiz nasihatler bizim açımızdan birer süt emmedir. Birkaç damla süt der gibi birkaç cümle diyebiliriz ama bir damlası zehir olur ve bizi zehirleyebilir de. O zehrin etkisini son nefesten önce ne zaman hisseder de bedeli imanımız olan bir hata işlersek o zaman fikirlerini bize emzirenin bizim için neye mal olduğunu anlamış oluruz. Zaman geçmiştir, çare tükenmiştir ve biz zarar etmişizdir.


Okuduğumuz kitaplar, dinlediğimiz nasihatler bizim için önemsiz olabilir. Bir bebeğin sıradan bir kadından emdiği birkaç damla da önemsiz gibi durur ama neticede annelik oluşturuyor. Yıllar sonra yapılacak bir tahlilde, emenin bir saç telinde dahi o süt bulunabiliyor. Mü'min olmayanların ya da mü'mince yazmayanların, küfür ehlinin etkisinde kalanların kitaplarını okuyanlar, başkalarının sütünü emenler gibidirler. Öz annelerinin yanında bir gün bir süt annesine de yaslanabilirler. Dinimize ait ilimleri kâfirlerin okullarında öğrenip unvan almak için Avrupa’ya gönderilen talebelerin bugün ümmetimize neye mal olduğu ne yazık ki gözümüzün önündedir. ‘Ne demiş bir bakayım’ mantığına dayalı okumalar tam bir zehirlenme oluşturmuştur. O kadar ki yermek ve nefretini izhar etmek için bile olsa zındıkların kitaplarını okuyanlar, konuşmalarına kulak kabartanlar en azından içlerindeki Şeriat heyecanından kırptıklarını anlayamamışlardır, anladıklarında da yapabilecekleri bir şey kalmamıştır. Zehrin tadına bakar gibi zındıkların ve kâfirlerin yazılarına bakanlar, içlerine zehir almaktadırlar. Buna ilave olarak küfrün ambalaj açısından daha şirin olabileceğini de düşünürsek, ‘ne demiş acaba?’ ile başlayan sürecin akidemiz hatta amellerimiz bakımından tehlike oluşturduğunu bilmeye mecburuz.


Bugünkü bir sapma belirtisinin yıllar öncesindeki bir şeytan tohumlaması olabileceği açık bir gerçektir. Kimsenin imanı ve kimliği teminat altında değildir. Kayma ve sapma riski herkes için vardır. Herkes imanını korumak zorundadır. Kültürlü olma merakı imanımıza yansıyacak işlere sebep olmamalıdır.


Gençlerin okudukları kitaplara emdikleri süt olarak bakmaları gerekiyor. Emilen süt bir mahremiyet oluşturur. Bir daha da o mahremiyet gitmeyebilir. Zalimlere meyletme, küfürde bir nebze de olsa haklılık görme türünden imana zarar verecek sonuçlar bir paragrafla tohumlanmış olabilir. O tohum büyüyüp dikenli bir ağaca dönüştüğünde de çare kalkmış olacaktır. Kimin kitabını okuyoruz, kimin konferansını dinliyoruz sorularının cevabı bizim imanımız, bizim mü'min kimliğimiz olarak önümüzde durur. Müstehcen bir fotoğrafı iffetimiz açısından sakıncalı ve bakılamaz görüyorsak ki öyle görüyoruz, mü'minlerin camisinde sabah namazını cemaatle kılma kabiliyeti olmayanların, şu veya bu kimliğini ‘ümmet’ olma kimliğinin ilerisinde tutanların kitapları, konferansları hatta bir tweeti de o nitelikte riskli görülmelidir. Bir tweet bir kıvılcım olup imanımızı zedeleyebilir. 
Sütü emip kusma şansımız da genelde yoktur. Kusan bile tamamını atamayabilir.


Mü'min gençler yabancı süt emmeme samimiyeti göstermelidirler. Kültür, bilgi, ilgi türünden savunmalar akide eksenli düşünmeyi zayıflatır. Bu bir nesep karışıklığı getirir neticede. Bilgi elbette gereklidir, kültürümüz elbette olsun. Olsun ama haram süt midemize girmeden. Gençler raflarda tuttukları kitapları kontrol etmelidirler, hafızalarındaki dinledikleri sözleri taramalıdırlar; ne kadar öz anne sütü emmişler, ne kadar da ‘yabancı anne’ sütü emmişler. İş işten geçmeden ve emilen süt kana karışmadan çare bulunmalıdır.

3 Yorum

Yorum Yap