O hâlde fıkıh hayattır. İnsan, fıkıh ve hayat arasında harika bir döngü vardır. İnsana düşen görev, fıkhı öğrenmek ya da fıkıh bilen âlimlerin izini sürmektir.
Stresli bir hayatın hastalıkları ve ölüm oranlarını artırdığı düşünülürken aslında stressiz, amaçsız, zorluksuz yani dertsiz bir hayat bizi ölmeden mezara koyar. İnciler sancının mahsulleridir.
Çünkü takva ilmin anahtarıdır. Eğer anahtarı elde edemezsen kapıyı açamazsın. Kapıyı açamadığın için de ilmi meseleleri çözmekte sorun yaşarsın ve bu sorunu da zihin dağınıklığı sanırsın.
Çocuğu, elinde sorun, içinde ihtiyaçlar ve belirsizlikler içinde bir başına bırakmayın. Çocuğunuzun, sizden aldığı güvene ihtiyacı var ve güven, belirsizlikle bir araya gelemez.
Unutmayalım ki Rabbimiz “Siz; insanlar için çıkarılmış, insanlığa adanmış bir ümmetsiniz.” buyuruyor.
Kur’an’ımız, Allah’ın kelamıdır. Vahiydir. Ağırdır. Sıradan bir kitap gibi okunamaz. Kültür edinmek için tekrarlanamaz. Ölülere gönderilsin diye değildir. Yaşayanları ikaz etmek içindir.
Bağımlı kişilikseniz, belirtiler kısa süreli değil de hayatınıza yayılmış, demektir ve iyileşmeniz gerekmektedir. Çünkü hayat, yaşamanız için sizi bekliyor, bağımlı olduğunuz kişileri değil.
Allah’ın milyarlarca canlı içinde “düşünme ve düşündüklerini konuşarak aktarabilme” kudretiyle bezediği insan, her yerde olduğu gibi konuşma hususunda da başıboş bırakılmış değildir.
14 asır önce bir insanın, her canlının sudan oluştuğunu bilmesi mümkün müydü? Her zaman su kıtlığı olan Arabistan çöllerinde yaşayan biri için böyle tahmin yürütmesi akla uygun mudur?
Ölümlü dünyadan selam diyarına yolculuk yapmak için çabalıyoruz. Selam, cennete giriş parolasıdır. Dünyada “selamünaleyküm” diyoruz ki cennette daha güzeliyle karşılanabilelim.