İmanın ve İslam’ın temel direklerinde zafiyeti olan; batılı destekleyip ‘Kalbim temiz!’ diye nefsine kılıf uyduranın beklentisi, boş beklenti ve hayali, boş hayalden ibarettir.
Geçmişi değiştiremeyiz… Fakat kötü izlerini ve hasarları iyileştirebiliriz… Hayatımızı sağlıklı zeminde yaşamaya bir adım atalım. Çünkü sağlıklı ruh hali, sağlanmış duygusal güçle mümkün…
Şu nakıs dünyaya meyyal olma Gelip geçici mihmansın sen
Aslında ömrümüz boyunca birçok defa gönül hoş ettiğimiz halde, bunu bir ibadet gibi görmediğimiz, Allah rızası için yapılan işlerin dışındaki bir iş gibi algıladığımız için, çok şey kaybediyoruz.
Prodüksiyonlar içinde en çok tutanlar, daima beynimizin en ilkel ve en güçlü kısmına hitap edenler oluyor. Anlamak ve anlamlandırmak için pek çaba, gayret sarf etmeyi gerektirmeyenler…
Akıllı olan kişi her an sefere hazır olandır. Çünkü insan, Rabbi’nin emrinin ne zaman kapısını çalacağını ve ne zaman huzura çağrılacağını bilemez.
Elbette bir sivrisineği bunca özellikle donatıp, ona nerelerde yumurtlayıp nerelerde besleneceğini öğreten Rabbimiz’dir. Bize düşense hidayete ulaşma yolunda bu örnekleri araştırıp imanımızı kuvvetlendirmektir.
Doğru yolu bulabilelim, zihinlerimiz bulanmasın, ayaklarımız kaymasın diye elimizde olan Sünnet; günlük hayatımıza şekil veren, vermesi gereken, Allah’ın kullarına büyük bir nimetidir.
İçtihat; müçtehit bir âlimin belli ilke ve prensipler çerçevesinde Kur'an-ı Kerim, Sünnet, icma ve kıyasa dayanarak dini öğrenmek ve yaşamak için gerekli olan meselelerle ilgili doğru hükümleri bulmaya çalışmasıdır.
Zira Bizler ‘oku’ emrinin muhataplarıyız. Dinimizi en iyi şekilde öğrenmekle mükellefiz. Kafamıza göre değil dinimize göre yaşarız. Peki sünnetlere, farzlara ne kadar vâkıfız?